Siyaset her tarafımızı sardı. Ve bu saran şey o kadar pis bir şey ki, ilke namına, dürüstlük namına hiçbir şey tanımıyor. Apolitik bir mesaj vermeye çalışmıyorum. Sadece, bu yoğunluğu biraz azaltmak istedim ve birkaç gündür twitter'dan takip ettiğim siyasi mesaj veren çoğu şeyi sildim. Gün içinde çok haber okumadım ve ilgilenmedim. Günde bir kez gazete okumaya devam ediyorum.
Bunu yapmama sebep olan havalı şey, kocaman bir evren ve sonsuz bir insanlık mirası varken, bu kadar uzun süre siyasete saplanıp kalmanın hayatımı nasıl etkilediğini biraz daha iyi anlayabilmek için ufak bir testti. Biraz uzak kalırsam, neyin içinde olduğumu daha iyi anlayabilecektim. Bunu yapmama sebep olan - sanırım - gerçek olan şey ise sıkıntıydı. Sıkılmıştım.
Bu birkaç günde sürekli bir şeyler olmaya devam etti. Memlekete dair biraz çoğunluğu olan, mecliste olabilecek hiçbir gruptan bir şey beklemiyordum. Belki Kürt hareketinden bir şey çıkar ümidiyle oraya bakıyordum. Ama siyaset siyasetti. Kürt hareketi de öbürlerine benzemişti. Aslında, sıkılmak için daha çok sebebim olduğu anladım. En azından birkaç mail, whatsapp mesajı, retweet, birkaç fav, biraz da tweet bana bir bir şeyler yapıyormuş yanılgısı yaratıp önce öfke duymamı sonra da bu öfkeyi boşaltmamı sağlıyordu. Aslında, boku yemiştik.
Şu an çok sıkkınım. Çok büyük bir dünyam yok, sanatla besleyemiyorum. Yanımda duran İhsan Oktay Anar'ı biraz okuysam rahatlıycam belki, ama yapamıyorum... Sıkkınım çünkü.
Yine bu ruhaniyette, çok sıkıldığım başka bir zamandı. Evde tek başıma 9 günlük bir tatil geçirecektim. Bir arkadaşım bana Murat Uyurkulak diye bir adamdan ve Tol'dan bahsetmişti. İki gün içinde okudum kitabı. Kitap çok sıkıcıydı. Yanlış söylemeyeyim; kitap etkileyici ve akıcıydı. Ama çok sıkıcıydı. Sıkıldım okurken. Sonra 9 günlük tatil boyunca da sıkıldım.
Kendisi yazarken sıkıntının acı ve öfke ile ilişkisine (belki de hiyerarşisine) dair bir şeyler söylemiş:
“Çünkü sıkıntı öldürür. Ve ama sıkıntı öldürüyor. Acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor. Çok geçici, anlık, masum, makul olabiliyor sıkıntı,
ama öldürüyor. Sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor çünkü. Tatil çoğulluğa, çoğulluk gövdelere, yeni kelimelere, yeni yüzlere yol açarak öldürüyor. Sıkıntı davet ediyor, açıyor. Acı ortak olmayanı defediyor, kapatıyor. Sıkıntı çözüyor, öfke bağlıyor. Sıkıntı plan program demek çünkü. Program yazlıklara savuruyor, sayfiyelere, yumuşak içkilere, pahalı yemeklere yol açarak çözüyor. Acı kendi yasasını durmadan fısıldıyor, öfke hatırlatıyor oysa: dağılmayın, unutmayın, yetinin, oturun oturduğunuz yerde. Ama sıkıntı savuruyor, parçalıyor, gebertiyor. Sıkıntı kutlamalar, şenlikler istiyor çünkü. Sıkıntı ille de dans diyor, kahkaha diyor, acının da öfkenin de içini boşaltıyor. Acı ve öfke korkuyu yeniyor, sıkıntı okşuyor. Sıkıntı arzuyu kaşıyor, acı ve öfke terbiye ediyor. Acı değil, öfke değil, sıkıntı öldürüyor.” - Murat Uyurkulak, Tol.
Not: Tol'dan diğer alıntılar burada: http://hazineler.blogspot.com/2009/09/tol.html
Bu arada Bazuka adındaki hikaye kitabını beğenmedim. Har iyiymiş.